SORU İŞARETİ*

roman okurken insan, vay canına diyor demek insanlar kafalarından böyle şeyler geçiriyor aslında ama kimseye söylemiyorlar, içlerinden geçirdiklerinin tamamen zıddını yapıyorlar bazen ama hiç birimiz şaşırmıyoruz, çünkü öyle düşündüğünden haberimiz yoktu ki, her şey bize söylediği gibi zannediyorduk, saf kimseler olduğumuz için. böylece romandan insanlar hakkında bilmediğim bir şeyi öğrenmiş oluyorum ama ikna olmuyorum çünkü romancı bunu uydurmuş da olabilir sonuçta kafasını yarıp içine bakmadı ya insanın, gerçekte insanlar bir şey düşünmez, gerçekte insanların kafalarının içi bir boşluktan ibaret. Gerçekte bazen Keşke şu insan bir roman kahramanı olsa da onun aklından geçenleri öğrensek diye düşünüyorum ama romancılar işkembeden uyduruyor böyle şeyleri. Bilmiyorlar ki. Niçin böyle davranıyorlar. nasılsa anlamaz diye mi düşünüyor mesela, boş ver anlamaz o, içimden ne geçirdiğimi asla bilemez diye mi düşünüyor, o yüzden rahatlıkla yalandan bir samimiyet gösterisi yapabilirim. Diye mi düşünüyorlar acaba. Salak olduğumu mu düşünüyor. Lar. Bunu ancak bir romancı bilebilir.

aslında hepimiz bir şeyleri bilmezden gelsek ya, insanların bir iç dünyası olduğunu nasıl anlayacağız
Bir gün rahmetli Halit Refiğ'le oturuyoruz. Batı bizi asla anlamayacak memocum dedi. Ben de o gün senaryosunu Ayşe Şasa'nın yazdığı utanç filmini izlemiştim. Bu film iyi işte sonu da çarpıcı bitti dedim. Özümüze dönmeliyiz dedi. Ne yapacağız yani fes mi takacağız. Ayşe Şasa girdi içeri, köklerimize dönmezsek taklitten kurtulamayacağız dedi. İçlerinden geldiği gibi mi konuşuyorlardı acaba? Halit sinemayı bıraktı sonra. Ayşe bari sen yapma bu film gayet iyi dedim. Dinletemedim. Bakın arkadaşlar kaybı inkar etmek bize hiç bir şey kazandırmaz dedim. Belki onlar da aslında bu gerçeğin farkındalardı. Ama bana söylemediler. 12 Eylül zamanı Benim filmimi yaktılar dedi Halit. Kemal tahir'den uyarladığım yorgun savaşçı filmimi. Yakar allahsızlar dedim. Bugünün yarınları da var bunu unutma dedim. Soyadı yumuşak g ile biten adamsın, takma bunları dedim. Umut filmini eleştirdi bana. Kimsenin kimseye faydası olmadığı yerde sosyalizmi nasıl yeşerteceksin o zaman dedi, yoo bu şekilde çekmesi daha devrimci bence dedim, tam da yapması gerektiği şekilde yapmış. Yok birisi gelecekti buna al kardeş sana para bunla kendine yeni bir At alırsın mı diyecekti ya da define çıkacaktı kazdığı yerden falan hepimiz de sevinecektik oh güzel  bitti diye rahat bir nefes alacaktık, nerede görülmüş bunlar abi dedim, kimin birinin yaralı parmağına işediği var.
Şimdi düşünüyorum da belki Halit'in de (rahmetli) gerçek düşünceleri bunlar değildi. Belki de herkes birbirine numara yapıyordur. Peki madem öyle söyle bakalım Halit dedim, Stalker filminde olay nerede geçiyor?

Ben de bir roman kahramanı gibiyim. İç sesim var çünkü. Kimsenin duymadığı bir iç sese sahibim. Neler geçiriyorum neler ama farkında değiller. Söylemiyorum çünkü. Kimse romanımı da yazmadığı için henüz, hiç bir zaman da bilemeyecekler. Bir soru işareti olarak kalacağım zihinlerde. Ulan diyecekler biz bu adamın hakkında böyle böyle şeyler düşündük ama acaba yanılıyor muyduk. Belki de içinden bambaşka şeyler geçiriyordu. Bize yansıttığından farklı yönleri vardı. Acaba onun ne kadarını anlayabildik. Gerçeği hiç bir zaman öğrenemeyecekler. Bir gün bütün sırlarımla birlikte yok olacağım. Hakkımda düşündükleri sadece birer varsayım olarak kalacak.


*Lakaplarımdan biridir