– Mustafa bana Hüseyin'e güvenme diyor. Laf taşıyormuş. Sanki benim konuştuğum var da kimseyle. Sanki benim taşınacak bir lafım var. Benim taekwondo'da şansızlığım şuydu. Kimse arkamda durmadı benim. Benim milli takımdan arkadaşlarım vardı. Biz senin kadar çalışmıyoruz valla Mehmet diyorlardı. Nasıl oluyor o zaman bu iş anlamadım. Benim ilk hocam iyiydi mesela. Nusret Ramazanoğlu dünya ikincisi Avrupa şampiyonu. Ama o sonra milli takım antrenörü oldu. Şimdi Marmara üniversitesinde doçent. Sonra araya askerlik girdi. Fehmi hocayla askerden geldikten sonra tanıştım. Başta çok samimi biri gibi geldi. Tamam dedim sonunda aradığım adamı buldum. Sonra baktım aklı fikri karıda kızda bunun da. Ben dünya şampiyonluğunu hedefliyorum adam nelerden bahsediyor. Kendi salonundaki kıza sulanıyor herif. Sonra ondan da soğudum. 2008'de de bıraktım zaten taekwondo'yu tamamen. Mustafa zaten bana sürekli birileri hakkında uyarılarda bulunuyor sağ olsun. Bana sence sevilcan hemşirenin amı etli midir diye sordu. etlidir diye tahmin ediyorum ama emin olmak zor dedim ben de. Etli etli kesin dedi görmüş gibi.

– Dünya bilgi dolu. Her taraftan bilgi fırlıyor. Bir takım entelektüel faaliyetler dönüyor. Ve kavga çıkıyor. Birisi size çubuk kraker uzattığında genelde alırsınız çünkü neden almayasınız altı üstü bir çubuk kraker sonuçta. Bunların üzerinde çok kafa yordum. Bisküviyi geri çevirme ihtimaliniz daha yüksek mesela çünkü pakette nispeten daha az var çubuk krakerse çok, bir de çubuk krakeri yemek kolay o yüzden alırsın, bu kanılar benim yıllar süren tecrübelerimin eseri. Ben galiba yürürken ağırlığımın çoğunu fark etmeden topuğuma veriyorum. Çünkü çoraplarım hep topuğundan deliniyor. Bazı zayıf kızlar görüyorum, bunlar esasta herkesten çok yemek yiyorlar, ne zaman görsem açlar ve sürekli yiyorlar ama ekmek mi yemiyorlar n'apıyorlarsa kilo almıyorlar, onları siz de görmediniz mi? Peki sizce neden 1945'ten beri hiç nükleer savaş yaşanmıyor, ortalık nükleer silah kaynıyor ama kimsenin kimseye kişt dediği yok, bok yemeye mi üretiliyor bu silahlar? Ben söyleyeyim çünkü ufoyla gizlenen müslüman uzaylılar engel oluyor. Geçenlerde ormanda dolaşırken bir taşın üzerinde kurt dışkısına rastladım. Kurt bu dedim baktım bembeyaz, bol kalsiyumlu, yemiş tabii kemikleri ot da yemiş dışkıda görünüyor. Heyecanlandırdı beni tabii bu. Çok uzaktan bile kurtlar fark eder bizi, görmez zannedersin ama görür anında çevirir başını şöyle bir bakar, tehlike olmadığını anlayınca çeker gider bir daha dönüp bakmaz. Bizse kolay kolay göremeyiz onları ayılar da öyle onları da görmemiz biraz zor.

– Köy yerinde güzel korku filmi çekilir. Şehirde çekilmez mi diyeceksiniz. Şehirde de çekilir de o tadı vermez.  köyde insana bir üç harfli çok daha randımanlı bir şekilde musallat olur. Musallat olduğu kişi anlar hiç değilse. Aha der bana bir üç harfli girdi. Kesin üç harfli bu diye düşünür. Başka ne olacak. Şehirde üç harfli musallat olsa bile insan onu anlayana kadar iş işten geçer. Çünkü şehirde zaten insana girenin çıkanın haddi hesabı yoktur. şehirde yaşayan Bir çok kişi kendisini cin çarptığını anlamadan yaşar. Üç harfli yok zanneder halbuki çoktan çarpmıştır üç harflli onu. Farkında değildir. Dikkat ederseniz insanlar filmlerde karanlıkta oturur hep. Biri de kalkıp ışığı yakmaz. Kocaman evde karanlıkta otururlar filmlerde. Öyle olunca tabii korkarsın. Ben mesela bugüne kadar bir çok cin öldürdüm. Benim öldürdüğüm cin kabilesinin sayısı milyarları buldu. Kötü huyluları tabii iyileri değil. Son zamanlarda yeşil uzaylıları(reptilyan) da çok öldürdüm. Bunları salıyorlar üzerime öldürüp öldürüp bırakıyorum. Ben 36 saat uyumadan durabiliyorum.

– Bir vaka geldi. Adamın kalçası saçma dolu. Güya kendini vurmuş. Ulan insan kendini tüfekle o şekilde nasıl vurur. Yalan kesin. Muhtemelen bir arkadaşı sıkmıştır.
Onları çıkaramazsın da, orda kaldılar artık ufak ufak bir yığın saçma. Vücut sonradan kendi atar onları. Eskiden hiç böyle kalçasından saçma yemiş, omzuna mermi girmiş biri çıkmazdı karşıma. Çok şükür rabbim bunu da nasip etti bana. Boyuna yaralı adam görüyorum artık, can çekişen, ölen insan görüyorum, pil yutan çocukların  grafilerinde bağırsağa ulaşmış pilleri görüyorum sık sık, insan kendini polisiye bir hikayenin içinde gibi hissediyor. Bir anda sinematografik bir hayatın varmış gibi oluyor. Ben çok memnunum. Acaba ne olmuş diye merak edilecek bir şey çıkıyor. Hayatımız renkleniyor.

Mesela kalp masajı yapılıyor, bir anda bir telaş, adamın nabzı duruyor, herkese bir macera oluyor. Ay yazık gitti diyorlar yalandan, halbuki memnunlar bir anda hayatlarına dahil olan bu hareketten, sonra dönüyor aha diyorlar geri döndü monitördeki düz çizgi zikzak çizmeye başlıyor yeniden, o da güzel hikaye oluyor, tam birbirine anlatmalık.

– Ben akbabaları çok severim. Neden biliyor musunuz. Yine eskilere gittim, diyelim ötede bir davarı kurt kapmış. Akbabalar tepede dönmeye başlar, kurdun işi bitsin de biz de nasiplenelim diye. Bir nevi işarettir o, oradan anlarsın hayvanın yerini, neler olduğunu. Akbaba insan dostudur esasta.

– Etrafımda yerlerinde olmak istemeyeceğim insanlar görüyorum. Gülünç şeyler oluyor. Keşke sadece ruhlarımız olsaydı. O zaman da kimse kimseyi göremezdi.  Ruh Alaattin'in cini gibi her yere sığabiliyor. Bilhassa ayaklarımızın üzerine çok yük biniyor. Düşünsene doksan kilo. Onu vermeye kalksan gene ayaklara iş çıkacak. Demek ki ayaklar olmasa insan kilo veremez. Oradan oraya gidip duruyoruz. Keşke bulunduğum kabın şeklini alabilsem. Ama kap benim şeklimi alıyor.
– Dikkat ederseniz bizim insanlar olarak hep uykumuz var. Hepimizin uykusu geliyor. Etrafınıza bakın herkes uyumak istiyor. Eve gitsem de yatsam diyor herkes. Çünkü hiç uykumuzu alamıyoruz. Uyanmamız gerektiği için uyanıyoruz yoksa bıraksalar uyuruz daha. Simdi ayılar kilo almaya çalışıyor çünkü kış uykusuna yatacaklar. Onlar ne güzel istedikleri kadar uyuyor. Gerçi ben kışın uyumayan ayı da gördüm çok. Kurtların avlarını ellerinden alıyorlardı, karınları tok, sırtları pek niye uyusunlar? Ayı olsak kim bilir ne rüyalar görürdük. Maalesef o kadar uyuyamıyoruz ama uykumuz gelmeye devam ediyor.

– Benim yazılarım hemen bitiyor, ulan ne çabuk bitti bu gene diyorum, ben de öyle uzun yazayım diyorum ama yazı bitiyor ne yapayım, demek istediğimi dedim daha ne diyeyim. bazen daha yazmam gerek sanıyorum sonra bakıyorum, bitmiş diyorum, tüh gene bitti, aynı rüyadan uyanır gibi, pat uyanıyorum rüya bitiyor saçma sapan bir şekilde, ee neydi şimdi bu diyorum, keşke ayılar gibi kış uykusuna yatabilsek, şimdi de mesela konuyu uzatmaya çalışıyorum Nihat Genç gibi ama olmuyor. Nihat Genç'in yazılarını ben yazsam bir paragrafta biter. Nihat Genç gibi yazabilmem için ayı olmam gerekirdi.

– Bu sene (2020) çok fazla ünlü insan öldü

– Aslan hızlı olmasına hızlı ama bir bufalodaki ciğer onda yok, hemen dalağı şişip kesiliyor. otçul hayvanların kondisyonu daha iyi oluyor. Böylece aslan, saldırılarının çoğundan eli boş dönüyor. Hiç boyun fıtığı olmuş bir zürafaya rastladınız mı? Ben de rastlamadım. Demek ki en saçma bir şekilde biz evrilmişiz. En ufak bir şeyde oramız buramız ağrıyor. Bence biz en büyük hatayı evrimleşerek yaptık. Orda duracaktık. Dağa demişler ki emaneti sana yükleyelim dağ ben taşıyamam demiş, insanoğlu mal gibi atlamış verin ben taşırım diye. İnsan olmak hamallık esasta.

– Şaban abi ben koronaya inanmıyorum dedi. Benim de bir huyum var yanımda biri bir şeye inanmayınca ben de inanmam. Dedim ben de inanmıyorum. Peki bu kadar ölen neyin nesiydi. Ne bilelim. Her şeyi de bilemeyiz ki. Bana saçını kestirince Ivan drago'ya benzemişsin dedi. Gerçekten de benziyorum. Şaka şaka hiç benzemiyorum zaten o da laf olsun diye söyledi. Bazen ben de birini aslında ona hiç benzemeyen birine benzetirim. Kıyafetlerimiz aslında hiç rahat değil. Ne pantolon ne kazak. sanki bizi bunların içine hapsediyorlar.