7. Bölüm: Levent KARATAŞ

Diriliş

İki bin bir askerlik dönüşü. Bahriyeli askerdim ben. Kulağıma gelen sesler yüzünden İzmir Askeri Hava Hastanesi'nce Uzunada'daki askerliğime elverişsizlik kararı verildi. Eve döndüm. Mevlana Apartmanı 13 numaraya. Kasım. Odadayım. Annemle aynı odada yaşıyoruz. Ev küçük. Gece penceremiz açık, annem yatağının yamacına koyduğu küçük sehpada ceviz kırıyor. Arada cevizleri ağzına atıp tadına bakıyor. Sigarasızım. Kardeşimden sigara istiyorum. Vermiyor. Kulağımdaki duyduğum sesler artıyor. "Kendini ek! Rezilleşme,"  ya da "Birdir Allah, Allah birdir," sesleri…

Aynı gün sabah…  O tarihte Altunizude'de bulunan Marmara Üniversitesi Hastanesi'ne gidiyorum. Esat Göktepe'nin hastasıyım. Psikiyatri polikliniğinin önünde biraz bekletiyorlar beni.  Yarım saat. Asırlar geçmiş gibi geliyor bana.  Sesler hastanede de yükseliyor. "Seni öldüreceğiz, Vaktinde kendini ek! Rezilleşme ek!" sesleri. Tehditler daha da yükseliyor. Seslerin istihbaradi bir inisiyatifçe gönderildiğine inanıyorum. Duygu Hanım beni içeri muayenehaneye alıyor. Dosyamı okuyor. Beni yatırın, diyorum, bir şey olacağından korkuyorum… "Yatıramayız Levent Bey,"  diyor, "Esat Göktepe yok." Tekrar tekrar yatmak istediğimi intihar edebileceğimi ifade ediyorum güçlükle. Prosedürden söz ediyor. "Siz Esat Beyin hastasısınız. Onun izni olmadan yatıramam,"  diyor.  Teşhisim soruyor. "Paranoid psikoz,"  diyorum. Hastaneden eve yaya yürüyorum. Klip işleri yapıyoruz. Abim bütün parayı Çavuşbaşı'ndaki eve yatırıyor. Ne sigara alacak param var ne de bir yerde yemek yiyecek. Eve dönüyorum. Zeytin ekmek yiyorum mutfakta ağlayarak. "Zamanında öl!" sesleri işitiyorum. "Seni öldürmeden canını ek! Varlığını ek! Rezilleşme! Ele geçme!" sesleri. "Canını ek et", sesler çoğalıyor. Küçük odaya gidiyorum. Uyumak için. Annem ceviz kırıyor. Yoksulluk…

Uyanıp kardeşim Uğur'dan sigara istiyorum. Veremem diyor. Benim de az var. Teşvikiye'de oturduğum reklamcılık yaptığım günleri hatırlıyorum. Bazı unsurların işyerini basışını ve işten kovuluşumu. Çaresizce aralıkta volta atıyorum. Bir an sesler yine çoğalıyor. Ve kapkara şeytan görünümünde bir varlığın gözümün önüne gelişini. Korkuyla holden açık pencereye doğru koşuyorum. Ve pencereden "Alın size Allah bir!" diye atlayışımı. Kafa üstü atlıyorum. Hesapta olmadan sol ayağımın üzerine düşüyorum. Yerde kıvranırken Mevlana Apartmanı'ndaki komşularımızın bir bir ışıklarının yandığını, pencereye çıkışlarını, yanıma gelen kardeşimi, beni bir taksinin arka koltuğuna taşıdıklarını parça parça hatırlıyorum.

Numune Hastanesi'ne gidiyoruz. Sedyede beni muayene ediyorlar. Belimin kırık olduğunu bir daha yürüyemeyeceğimi söylüyorlar. Bir alçı hazırlanıyor, beni önce ters çevirip sonra o alçıya belime yerleştiriyorlar. Özel bakım odasına giderken şeytan gülümsemesiyle bir Konyalı komşumuzun bana el salladığını görüyorum. O elini kaldırıp el sallıyor. Ben gözümle onu izleyebiliyorum sadece, izlekler... Numune Hastanesi acil ameliyat diyor. Fakat çok ameliyat sırası olduğunu ve bu ameliyatın hastanede mümkün olamayacağını söylüyor. Polis geliyor ifade alabilir miyiz diyor aileme. İşitiyorum. Polisler ailemin olurunu aldıktan sonra yanıma geliyor. "Sizi kim attı? Yanıtlıyorum. Sesler diyemiyorum. Bir mantığı yok. Olay gecesini anlatıyorum...

Bir süre serviste yattıktan sonra Gata'ya sevk ediliyorum. Askerlikle bir ilişiğimin kalmadığı için Marmara' Üniversitesi Hastanesi'ne geliyoruz. Marmara Üniversitesi Hastanesi'nde bir alan oluşturuluyor konsültasyonların biri bitip diğeri başlıyor. Bana verilen güçlü morfin ve ağrı kesicilerin ardından adresimi soruyor doktorlar. Uyuyup uyanıyorum. Kendime geldiğimde yoğun bakım ünitesinde ameliyat için bekletiliyorum. Ameliyatın çok riskli olduğu söyleniyor. Etrafımdakiler "kendini üçüncü katın camından atmış," dedikoduları yapıyor. Yoğun bakımdan yarı baygın ameliyathaneye indiriliyorum. Sırada bekliyorum. Yine sorular sorular sorular…

Yanıma yaklaşan bir hemşire soruyor, "kız nerede şimdi. Bak sen ameliyata giriyorsun o gününü gün ediyor," diyor. Ameliyathanede sıramın ne zaman geleceğini soruyorum. Yanıtsız kalıyor sorularım. Kız var mı onu düşünüyorum. Hemşire sıra sende diyor beni çarşafla sedyeden ameliyat masasına yatırıyorlar. Başımda ona yakın cerrah ve dört hemşire var. Anestezist soruyor, "adın ne?" Yanıtlıyorum yine. Yüzüme maske şeklindeki aleti takarken şöyle diyor: "güzel uyu güzel uyan…" güzel uyuyorum…hatırlamıyorum…

Uyandığımda yoğun bakım ünitesindeyim. Yoğun bakım hemşiresi soruyor. "Uyandın mı Levent, benim adım Dilek, bu da İmge Hemşire, bir süre burada kalacaksın…"  Yine uyuyorum. Uyanıyorum. sırt üstü yatarken büyük tuvalete çıkmadığımı söylüyor Dilek Hemşire. Bana ilaç tedavisi uyguluyorlar. Toz müshili su ile karıştırıp içiyorum. Uyuyorum gücüm bu kadar. Uyanıyorum pis bir koku yayılıyor. Altımdaki pede işaret parmağımla dokunuyorum. Kaka olduğunu görünce anlıyorum. Altıma yapıyorum ilk kez. Parmağımı temizliyor Dilek Hemşire. Yan yatırıyorlar beni çıkan sesler koku ve buna tanık olanları düşündükçe utanç duyuyorum. Dilek Hemşire yapsın yapsın daha diyor. Hastalığımın ölümcül utancını ilk yoğun bakım ünitesinde yaşıyorum…

Uyuyup uyanıyorum ağır ağrılarım oluyor. Esat Göktepe ve yardımcı psikiyatrlardan oluşan ekibi de konsültasyona geliyor. Ağrılarıma çözüm bulamıyorlar. Yoğun bakımda yine sesler duyuyorum ve yoğun bakımda işkence gördüğüme inanıyorum. Kimse beni ikna edemiyor. Bunlar senin varsayımın diye. Her gece saat 03-04-05-06 nöbetçi psikiyatrlar geliyor. Belime morfin bağlamanın en doğru tedavi olacağına karar veriliyor. Ameliyat alanına bağlanıyor. Ağrı oldukça düğmeye basmam söyleniyor. İki kere basma lütfen, deniyor. Basıyorum ve uyuyorum. Bazen uyandığımda ailemden birinin başımda ağladığını görüyorum. Ailemi suçlu gördüğümden morfin düğmesine bir kez daha basıp uyuyorum. Yine uyanış…arkadaşlarım. Düğme ve uyku… uyanış ve Ebubekir Eroğlu başımda dua ediyor…

Sabaha karşı uyanıyorum kulağımdaki sesler çoğalıyor. Dilek Hemşire "aileden birini çağırayım mı?" diyor. "Kesinlikle hayır!" diyorum. Sonra evet sonra yine hayır. Hayır evet hayır evet hayır evet. Karar veremedim diyorum…Hemşireler deliye dönüyor. "Ben ölmek istiyordum, niye kurtarıldım?" çığlıkları atıyorum. Sabaha karşı 05 suları… Dilek hemşire kulaklarını tıkıyor. "Ünitede senin gibi yatan hastalara haksızlık saygısızlık bu yaptığın," deyip beni ikna etmeye çalışıyor. Bak diye parmağıyla gösteriyor. Ziyaretçisi var teyzemizin. Susuyorum. …teyzenin başında bir orta yaşlı kadın var. Şöyle diyor: "Anneciğim hepimiz buradayız. Yeğenlerin torunların oğlun ve ben… babam da dışarda lütfen iyi ol. "Hortumlarla zar zor nefes alıp sayıklayan bazen de ağırlaşan ağrıları için yüksek sesle inleyen komadaki hasta kadın sakinleşiyor nefes alıp verişi normalleşiyor…

Ertesi günlerin birinde uyanıyorum … teyze yerinde yok, başka biri yatıyor. Hemşirelere kadını soruyorum. "eks oldu" deniyor. Ben de eks olsam diye geçiriyorum içimden ve yine bir kriz geçiriyorum. Bu kez daha şiddetli ağlayıp kulağıma gelen seslere ifade veriyorum. Sessiz çığlıkların yerini çığlıklar hemşirelerle ağız dalaşı ve bağırışlar alıyor.  Önce ağabeyimi çağırıyorlar. Bana yemek yediriyor. Yemek bitiyor. Ellerini uzat diyorum. Sigara kokuyor. Ellerini kokluyorum. Nikotin kokusunu içime çekiyorum.  Bir saat geçiyor. Ağrılarım ağırlaşınca yine bir nöbet geçiriyorum şiddeti hepsinden ağır. Psikiyatr çağırıyorlar. Sakinleştirici vuruyorlar. Nöbetçi asistan bir İranlı. Yarım Ativan veriyor. "Levent sustu," diye banko arkasından gülüyor hemşireler. Sakinleşip kendime gelince asistana "çok utanıyorum, burayı birbirine kattım. Kendime bunu yakıştıramıyorum," diyorum. Asistan gülümsüyor. Azeri lehçesine yakın Türkçesiyle: "Boş ver bak onlar da gülüyor. Hem buranın da böyle bir harekete ihtiyacı vardır belki," diyor. Bir kırılma noktası yaşıyorum… her şeyi olumlulaştıran mucizevi bir kırılma. Hayata dönüyorum...

Aralık 2020 / Acıbadem.