Fenerin maçı:
Ömer şişman beni maça götürdü. Ben takım tutmam, futbolla aram vardır var olmasına gol atmayı severim ama takım tutmak bana göre değil. Ben da baddest sporu tutuyorum. Haha. Sizce benim kendime bu kadar inancım nerden geliyor. Belki de sizin bilmediğiniz bir şey biliyorumdur hahah. Bir şey söyleyince haklı çıkacağımı düşünmem ama sonunda hep haklı çıkarım, sizlerin de bir gün meğerse Memo haklıymış diyeceğiniz yönünde kuvvetli bir hissim var haha. Neyse maça dönelim. Ömer şişman'ı bilenler bilir. Babacan bir yapısı vardır. Ben de çocuksuyum biraz. Ömer de benden bir 10 santim kadar uzun olduğu için bir an yanımda babam var gibi hissettim. Karşıdan karşıya geçerken elimi falan tuttu. Bakkala girdik, çekirdek falan aldı maç izlerken yemesi zevkli oluyor diye. Maç sırasında da tek tek kırıp içlerini bana yedirdi. Bir gün benim düzenlediğim bir etkinlik vardı. Mahmut'u da almak istiyorum ne dersiniz diyince, herkes bizim bildiğimiz dta sormaz, almak istediğini alır dedi ama Ömer itiraz etti. Olmaz çocuk ders çalışsın, dedi. İyi bir ortalaması varmış galiba mahmut'un. Peki dedim ben de, almadım. Bu arada bir şey daha anlatayım. 3-5 sene kadar önce Ömer'e, abi ben hayatımda hiç pavyona gitmedim beraber gidelim mi bir gün merak ediyorum dedim. Yapmak istemediği bir şeyden sıyrılmakta ustadır. Ben seni pavyonun kapısına kadar götürürüm, çıkışta da alırım istersen dedi.
Evli barklı adam, ne işi var pavyonda haklı, hahah. Evet beni hayatımda ilk kez pavyona götüren Ömer şişmandır.Tekrar maça dönelim. Giriş biraz meşakkatli, kalabalıktı çok. Kaybolacağımdan endişe ettim, neyse ki Ömer'in bir gözü hep bendeydi. Bana sık sık girişte yapmam gereken şeyleri anlattı. O anlattıkça ben yapamayacağım diye panikledim. Altı üstü telefondaki uygulamayı okutacaktım makineye. Ya yapamazsam diye aldı beni bir telaş. Sormayın. Ama sorunsuzca girdik. Yerimizi bulup oturduk. Harikaydı. İnsanlar niçin statta maç izliyor iyice anladım. Alex de gelecekmiş bu maç için. Alex'i severim. Daha maçın başlamasına yarım saat falan var. Baktım bazısı oturmuyor, bunlar niye oturmuyor ki dedim, maç izlerken de ayaktaydılar, sonra ben de anladım oturarak zevki çıkmıyor bu işin. O kadar süre ayakta durmak yoruyor ama ayakta izlemek daha keyifli ve heyecanlı. Fenerbahçe ummadığım kadar kötü oynadı. Uğurlu geleceğimi düşünüyordum ki uğurluyumdur. Gizli güçlerimi kullanıp rakip takım Konya spor'u 10 kişi bıraktırdım. Buna rağmen galip gelemedi fener. Hiç yıldız oyuncu yok bu nasıl takım ya dedim. Bu arada Ömer, maç boyunca beni çeşitli açıklamalarla bilgilendiriyor, engin tecrübesini bana aktarırken hiç sıkılmıyordu. Bak şu yeşiller çim, şu koşanlar da futbolcu, ortada dönen de top diye bana bir takım hayati bilgiler veriyordu. Takımın bu kadar kötü gitmesine rağmen stat tamamen doluydu. Bağırmak da ayrı bir deşarj ediyor insanı. Yanımdaki adam ben Ali Koç için geliyorum dedi. Konuşkan bir adamdı. Abi manyak mısın, Ali Koç takımı batırdı dedim, evet ama destek olmak lazım dedi. Maç 1-1 bitti. Fenerbahçe'nin galip gelememesinden dolayı kendimi suçlu hissettim. Neyse ki Ömer teselli etti beni. Kalabalığın içinden omzumdan tutarak çıkardı beni. Ofise gelip bir şeyler yedik. Biraz film falan izledik. Sonra benim ayrılma vaktim geldi. Beni vapura kadar götürdü..giderken arkamdan el salladı. Sanki gözleri mi dolmuştu, bana mı öyle geldi yoksa. Yufka yüreklidir ayrılıklara dayanamaz. Benim içimde de bir Mahzunluk oldu.

Drülütt:  Herkes hakkında konuşulmayan tek iyi kitap kendininki zannediyor. Halbuki böyle bir genel durum var zaten. Aslında bu o kadar şikayet edilesi bir şey de değil. Şahsen ben kendi yaptıklarım hakkında aptal aptal kritikler işitmektense, hiç bir şey söylenmemesini tercih ederim.

  Şöyle bir şey var, ben tam olarak istediğim şiiri yazıyorum, pek çok şair de bunu yapıyor muhtemelen, dolayısıyla senin eleştirdiğin şey adamın tam da yapmak istediği şey olabilir.  Neyse, çoğu kişinin şiiri hakkında bir takım fikirlerim var. Bunlar bazılarını üzecek mahiyette. Şiir adına yapılan mütevazı çabaları takdir edecek tıynette değilim. Türk şiirinin böyle saçmalıklara ihtiyacı yok. 1800'lerde yaşamıyoruz. Şiir lordların harcıdır. Çorbada tuzun olsun istiyorsan aşçı ol evladım. Drülütt son dönemde gözden kaçan ya da bilerek görmezden gelinen sıkı şiir kitaplarından biri. Böylesi kitaplar tabii biraz hazırlık gerektiriyor.  Elementary düzeyde bir şiir bilgisiyle bu kitabı okumaya kalkarsanız, bu ney diyip kapatırsınız elbette.Kitabın yayınlandıği tarih 2013 bu arada, gezi olaylarının hemen öncesi. 
Kitap dörtlüklerle açılıyor. Referansı verilen pek çok kitaptan alınan düşünceler dörtlük haline getirilmiş. bana göre savaş başlıklı bölüm kitabın zirve kısmı. En çok orayı beğendim. kitapta şair diyor ki bu drülütü diyor kimse yazamaz diyor, filanca yazamaz, falanca hiç yazamaz, ben de yazamam, ee o zaman yazamayacağını baştan kabul ettiğin şey için niye bizi oyalıyorsun şair bozuntusu, vaktimizi değersiz mi zannediyorsun dedirtmek istiyor sanırım. Bu şairler her şeyin en doğrusunu kendi biliyor zanneder. Aman bir sen iyisin zaten, yok tamlık hapı varmış da onu yutanlar varmış falan, o yüzden bir takım eksiklikleri görmeden her şey güllük gülistanlık zannederek yaşıyorlarmışmış.  bunu da bir sen fark ettin dimi tebrik ederim ahmetçim, gözlerinden öpüyorum. Bir de TOKİ'den çiçek yiyen adam var. Seri katiller de TOKİlerden çıkacakmış, her ne kadar bu tespiti tutsam da, yine de sormadan edemiyorum, kardeşim senin bu TOKİ'yle alıp veremediğin nedir. Millet ucuz diye aldı o evleri. Mesela ablamgil de aldı. Bayağı da uygundu parası diğer evlere göre. Biraz küçük ama içinde kocaman dolaplar falan var, tokiyi de öyle basitseme yani Güntan efendi. Benim bütün iş arkadaşlarım TOKİ'de oturuyor. Napsınlar. Sanki diğer evler çok iyi. Hiç değilse bir sürü insan ev sahibi oldu. TOKİ de TOKİ..senin ya da benim bu insanlara daha iyisini verme imkanımız var mı, yok. Kitabı okuyun.

Burak Acar geçen ay Tanzanya'ya gitti ve ülkeye zorunlu olarak dönüş yaptığında bir süre içini hafakanlar bastı. Çünkü hayvanlar arasındaki medeniyete hayran kaldı. Leopar olsun,tilki olsun, zürafa olsun bizden çok ilerilermiş öyle söylüyor. Bir kere hepsi en az iki dil biliyor. Trafik yok, doğayla iç içeler bizim gibi betonlar arasında değiller, yavruları dilediği gibi özgür, kimse kimsenin inancına, düşüncesine giyimine karışmıyor vs. bir de bu hayvanların en sevdiğim özelliği sürekli bir kaygı durumunda değiller. Mesela insanlar antilop olsalar hepsinin birden tımarhaneye kapatılması gerekirdi, her Allah'ın günü aslan tarafından kapılma riskin var. Bunlarda maşallah tehlikeyi atlattıktan sonra korku diye bir şey kalmıyor. Zebra olsun yarın yine gelecekler diye kendi kendini yiyip bitirmiyor, böylece daha sağlıklı ve huzur dolu bir hayat yaşıyorlar. Akşam gözlerini kapattıklarında rahat bir uyku uyuyorlar, bizim gibi sabaha kadar dönüp durmuyorlar bazı geceleri. Beğenmediğimiz, hor gördüğümüz bülbüller bile vakti gelmeden ötmüyor. Biz bülbül olsak vakit makit dinlemez sabah akşam öterdik. Allah insanları bülbül yapmayarak doğada denge sağlamış. Tanzanya halkına da hayran kalmış Burak, fakir ama onurlu kimseler diyor. İnsan diyor erken evrimleştiği için iki ayaklı, dört ayaklı değil ki niye koşuyor bu insanlar. Koşmak çok saçma diyor.  Bu konuda benim de bazı söyleyeceklerim var. Her sporda farklı kas grupları çalışır. Bazı insan vardır günde 15 km koşar sonra bizim salona gelir en önce o kesilir. Yani koşuyu da öyle gözünüzde büyütmeyin. Ya da bisikleti. Bir kere bisikletlerin oturakları rahat değil. Ayrımcılığa hiç rastlanmıyor hayvanlar arasında diyor Burak..mesela bir çarşaflı çitayla, mini etekli çitanın yan yana gelmesi çok alışıldıkmış. ya da ne biliyim sünni orangutanla, Alevi orangutan çok yakın arkadaş olabiliyormuş. Sanıldığının aksine aslanlar arasında ateizm o kadar yaygın değilmiş, bir çok hacı aslan gördüm beş vakit namaz kılıyorlar, tilkiler çok cana yakın ya dedi İngilizceyi anadilleri gibi biliyorlar, bayağı pratik yapma imkanı buldum. Zürafaları sordum. Onlar aşmış zaten ya dedi.

Kürt zürafa, çerkez zürafa, türk zürafa böyle şeyler onlara yabancı, hepimiz zürafayız bütün zürafalar kardeştir ayrım yapan kalleştir diyorlar. Bir tane emekli bufaloyla konuştum, askerliği Çorum'da yapmış. Çorum'un mezarlığını çok severim filan dedi.  Çorum'da mezar çukuruna yatıp kitap okumayı çok özledim filan diye anlattı. Geçen sene anjiyo olmuş doktorlar sigarayı bıraktırmış, sigara çok pis bir alışkanlık,gençsin içki iç ama sigaraya sakın bulaşma içki bırakılır sigara çok zor dedi.. sabahları yürüyüş yapıyormuş. Bir de erkek zebrayla konuştum.. radyoloji okumuş. Bu radyasyonun size çok zararı oluyor mu ya dedim. Valla illaki oluyordur kimisi sizin sadece kızınız olur oğlunuz olmaz diyor, kimisi karşı çıkıyor 20 senedir çalışıyorum çocuklarım da hep erkek oldu diyor. Yoğurt mu yiyorsunuz dedim evet dedi bilhassa eşek yoğurdu yiyorum, biliyorsun anne sütünden sonra en faydalı süt eşekte dedi. Cinsiyetçi olmadığı için pembe önlük giyiyormuş. Son olarak bir de kangrular var dedi Burak. Turistler. biliyorsunuz kangurular sadece avusturalya da yaşar turist olarak geliyorlarmış tanzanyaya. vallahi şaştım kaldım.

Dağlarca:
Bu aralar favori şairim Dağlarca. Bence Dağlarca büyük bir şair. Bir kere adam kimseyi takmıyor. Canının istediğini yapıyor. Mesela yeryüzü çocukları kitabını ele alalım. Bir elin beş parmağının isimlerini verdiği bu kitap aslında 5 ayrı kitaptan oluşuyor. Örnek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çocuk şiiri diyip geçilecek gibi değil, çok güzel şiirler var içinde. şiirlerine konu seçerken cesur davranıyor Dağlarca. Çok yazmaktan da korkmuyor. Çok yazmak az şey zannediliyor. Küçümsenerek bakılan bir şey çok yazmak, iyi şairler az yazacak diye bir kaide varmış gibi. Ne alakası var kanka içinden geliyor yazıyor demek ki. Mesela Atatürk şiirleri. Bir insanın 300 sayfa Atatürk şiiri yazması için kafayı yemiş olması lazım.

Dağlarca tam da bu işte. Burnunun dikine gidiyor herif. yaptığının delilik olduğunu hiç düşünmemiş midir zannediyorsunuz. İyi şairlerin gücü takıntılarından gelir.

İsmet özel
İsmet özel'in baş örtülü kadınlar felsefe bilmeli kitabını okuyorum. Hemşire Safinaz kitabı görüp, Mehmet bu kitap ne anlatıyor Allah aşkına ya dedi. Valla abla ben de tam anlamıyorum dedim, Felsefe bilmeleri gerekiyor diyor. Ne yapacaksın olum sen başörtülü kadınları ne işin var onlarla dedi. Dedim ne bileyim ilginç geliyor adamın söyledikleri.

Bir kez karşılaştık ismetle, bir inşaatın üzerindeki yazıları okuyordu, o zaman ben 21 yaşındaydım, vay canına kim bilir ne anlamlar çıkardı şimdi o yazıdan, Allah bilir ya o inşaat gavurlara hizmet ediyordur, bizim önünden geçip gittiğimiz şeylere adam durup bir bakıyor, İsmet Özel olmak böyle bir şey işte diye düşündüm. Sonra bir avm'ye girdi, arkasından takip ettim, İsmet lan bu koskoca, benim gözümde popstar gibi bir şeydi. Adam ismet özel ve kimse farkında değil, ben hariç. Alış veriş yaptı, iki tane ağır poşetle dışarı çıktı sonra. Dayanamadım gideceğim lan dedim. Gittim yanına, konuştuk biraz hiç de korktuğum gibi olmadı. İstiklal marşı derneğini falan anlattı. Biz son ocağız falan dedi, sönmeden yurdumun üstünde tüten  en son ocak mısra'ını okuyup. Ne okuyorsun falan dedi, kendi evlatlarından bahsetti sonra otobüsü geldi ve gitti. Çok mutlu olmuştum.

İsmet özel'in çoğu kitabını okudum. Kalben çok seviyorum, birisi eleştirecek olsa lütfen yanımda yapma diyorum. Fakat buna rağmen neredeyse anti İsmet sayılacak şeyler yazıyorum dimi. İsmet bu yaptıklarımı görse bunlar ne diye alay eder. Bu arada ben imder'e de üyelik başvurusu yapmıştım zamanında ama almadılar. Herhalde gavur olduğumu düşündükleri için. Sağlık olsun, evet ismetçiyim ama onun görse suratıma tüküreceği şeyler yazıyorum, niye çünkü yapmam gerekeni yapmakta ustayımdır.hahah.

Eskimeyen kitaplar: yiğidi öldür hakkını yeme. Bu bana söylenmiş bir söz. Artık öldürmekten geçtimse de biraz, işim kimin hakkı neyse onu vermeye devam etmek elbette. ''Warrior of justice'' derler bana. Her neyse, bir kitapçıda tesadüfen görüp merak Edip aldığım hakan Arslanbenzer'e ait bu kitabı, hayli ilgi çekici ve iyi bulduğumu söylemeliyim. Keşke bu twitter, facebook zart zurt saçmalıkları hiç olmasaydı da, birbirimizi sadece yazdıklarımız üzerinden tanıyor olsaydık. Hakanla ilk kez bu kitabı vasıtasıyla karşılaşmış olsam, muhtemelen onu sevebilirdim. Fakat onu tanıdıktan sonra bu kitabına rastladığım için, ona yönelik bet bakışım devam ediyor. Demek istediğim Hakan'ı sevmiyorum ama bu kitabın müellifine saygı duyuyorum. Bahse konu ettiği Bu kitapları okumak bile başlı başına bir işken, bunlar üzerinde kafa yorup ortalama birer sayfa da olsa bunlarla İlgili bir şeyler yazmak azımsanacak bir iş değil.

Söyleyen bilmez bilen söylemez: inatçı biriyim. Etrafımda benim dışımda imder'e ilgi duyan pek kimse yok. İsmet özel'in memleketteki bütün akar suları birbirine bağlayıp su üzerinden yolculuk yapmak ya da köprüleri yıkmak, gökdelenleri yıkıp ahır yapmak gibi gırgır geçmek için bahse konu edilen fikirlerini ben bayağı ciddiye alıyorum, zevkle dinliyorum hatta uçuruyor diyebilirim bunlar beni. Mesela kâfirler ata binemez bence müthiş bir söz. Dışarıdan bakınca faşist bir düşünce evet  ama bana ne yahu kâfirler düşünsün hem benim de ata bindiğim yok ki. Ona bakarsan kimse binmesin hayvancağızlara hahah. Her şeyi çok ciddiye aldığınız için sizden uzak duruyorum. İmder'e geleyim. Kendilerine has bir görüşleri var, inan ya da inanma kendilerince bunlara ispat da getiriyorlar. Bunların doğru olup olmadığıyla o kadar ilgilenmiyorum. İlginçlik çeker beni. Hayatım boyunca cinslik peşinde koştum. Bunların fikrine göre bütün dilleri bizzat Allah yaratmıştır ve her millete dilini o vermiştir. Türkçenin de Kur'an-ı Kerim'den doğmuş bir dil olduğu iddiasındalar ve bu iddialarını çeşitli örneklerle ispatlama gayesi güdüyorlar. Boş atıp dolu tutmuyorlar yani, ortaya attıkları fikrin içini doldurma gayreti içindeler. Ben de merakla ne diyeceklerine bakıyorum. Zaten ben okumayı severim.

Eleştiri okumanın zararları:  Şiiri herkes yazabilirmiş de şiir üzerine dört başı mamur bir yazı yazmak herkesin harcı değilmiş. Bu sebepten genç şair adaylarına yazı yazma şartı koştular. Çocukların zaten dumura uğramış beyinlerini telef ettiler. Bir kere böyle yazıları yazmanın zorluğunu kabul ediyorsanız çocukları niçin buna zorladınız. Bu saçmalıklara kesinlikle karşı çıkıyorum.
Gençlere bırak yazmayı belli bir yere kadar şiir dışında(eleştiri,teori, vs yani) bir şey okumamalarını öneriyorum. Şiir, şiir okunarak öğrenilir. Teorik fikirlerle şiir yazılmaz. Bilhassa efendimiz acemilik gibi yazıların doğru anlaşılmayınca ne kadar tehlikeli olabildiğini görüyorum. Her zaman için haddini bilmek esastır. Sanki şiiri bitirdik, herkes mükemmel şiirler yazıyor da şiir üzerine yazmak kaldı. Demem o ki teoriyle kafanızı bulandırmayın gençler, önce şiirin kendisini görün. Yazmaya sonra sıra gelir. Herkes şiir üzerine yazmak zorunda da değil zaten. Herkesin şiir yazabileceği de ayrı bir safsata.

Elvin:
garip garip tavırlar görüyorum bazen.  Açıkçası hiç de umurumda değil bunlar. da baddest öyle yukarılarda bir yerde ki. Birisinden şiir istemişsem tek nedeni ona olan sevgimdir.  Da baddest'ta yazmak her hangi bir yerde yazmaya benzemez çünkü. benim dostluğumu sorgulamak kimsenin haddine düşmüyor. 10 seneyi aşkın süredir aynı insanlarla birlikteyim. Kendimi göstermek için bir oraya, bir buraya gitmedim, eskiden düşman olduklarımla işime gelince dost olmadım. geçmişimde hiç bir şaibe yok. Kendinizden şüphe edin benden etmeyin yani, benimle olan kimseyi yarı yolda bırakmam. Şimdi bunu geçip asıl konuya geliyorum. Yani elvine. Çıkardığım dergilerin hemen hemen bütün sayılarında yer alan bu cancazımın, elbette ki gözümdeki yeri de ayrı. Başlangıçtan bu yana şiirini nasıl ilerlettiğini görüyoruz. Onunla gurur duyuyorum. İnşallah kitabının çıktığı günleri de görürüz. Editörü olacağım kadın kolları başkanımın.

Tyson fury: son dönemin bana göre en iyi ağır sıklet boksörü. 2:06 boyuna rağmen çok hızlı,  eskivleri çok iyi. Muhammed Ali'den bu yana en kabiliyetli ağır sıklet boksörü belki de. Sempatikliği de Ali'yi anımsatıyor. Fakat Ali'ye kıyasla  hayli zayıf bir çenesi olduğu da bir gerçek.

Çağla Şikel: bence çağla Şikel erkek.

Bankalar: Bankamatikten para çekiyorum. Birisi yanıma yanaştı. Baktım kelli felli adam, benden kuvvetli görünüyor. Bir lira versene dedi. Verir misin de demiyor. Elimde de evraklar var. Döndüm, yok kardeşim bir lira falan dedim. Sen ne biçim adamsın bir lira vermiyorsun dedi. Tepem attı, sen ne biçim adamsın bir lira istiyorsun dedim. Bak dedim sen benim kim olduğumu bilmiyorsun, ben de seni tanımıyorum seni burada öldürürüm kimsenin haberi olmaz, burada bekleyip sana bakacağım, ilerdeki sokaktan dönene kadar arkana bakmadan yürüyeceksin, arkana döndüğün an gelir dişlerini dökerim, 6 ay sadece çorba içmek zorunda kalırsın. Yürüdü gitti bakmadı arkasına, baksa gidip ağzını burnunu kıracaktım, çok kızdırdı beni. Ne biçim adammışım.

Bir gün yine bankamatikte bir işim var, bir kadın geldi arkamdan, dedi burası para çekmek için kullanılıyor, burada sizi bekleyemeyiz işinizi içerde Halledin bilmem ne bir şeyler dedi sanki içerde halledilecek bir iş olsa bunu ben düşünemeyeceğim, baktım tepeden bakıyor bana, bir şey bilmez biri sandı herhalde beni, önce alttan aldım, baktım susmuyor hanım efendi üzerime gelmeyin lütfen dedim, o ara güvenlik görevlisi geldi, baktım mal mal konuşuyor o da sen ne diyorsun ya hu dedim, bilip bilmeden ne konuşuyorsun, baktım hala vır vır laflar ediyor, ameliyat oldun mu sen dedim, bir afalladı ne alaka filan gibilerinden, göğsünden falan ameliyat oldun mu dedim, olmadım dedi iyi dedim pat bir yapıştırdım yumruğu, kalbi sıkıştı nefesi kesildi yığıldı götürüp oturttular, sonra bankanın müdürü geldi beyefendi kusura bakmayın siz haklısınız falan dedi, sonra işimi hallettim gittim.

hayvanlar

Size neden mera hayvancılığını tavsiye ediyorum. Çünkü bir kere besi hayvancılığı çok maliyetli. Bu hayvan günde 2 TL ot yiyor bunun masrafını nasıl karşılayacaksınız, ayrıca kapalı yerde bir çok hastalık ürer. Siz bu hayvanları beyinsiz zannediyorsunuz ama onların da bir psikolojisi var. Kapalı yerde hayvan strese girer, yün filan kemirmeye başlar. Tabii çoban bulmakta zorlanıyorsunuz artık, siz de haklısınız ama besi hayvancılığını kesinlikle tavsiye etmiyorum. Hem sermayeyi ota yüklersiniz, hem hayvan bunalımlı olur. Koyunlar için anti depresan da yok. En güzeli mera, sal hayvanı otlansın.

Tilkiler kurnaz olur evet. Kafasını çalıştırıp kendine rahat bir yer seçer. Burnu ve kulağı hassas olduğu için iyi avcıdır. Fakat masallardaki gibi kötülüğe meyilli, başkasına tuzak kurup, kendine yer açan bir kurnazlık değil bu. Adamın tek yaptığı kendini düşünmek, ne yapsın sanki onun yerine onu düşüneniniz var. Ne yapar tilki, dağdan iner gelir kümesinizdeki tavuğu çalar. Dağda yiyecek bir şey yok mu da, o kadar yolu gelir. Var tabii olmaz olur mu ama tavuk kadar avlaması kolay değil. Ne diyor hadis-i şerif, kolaylaştırın zorlaştırmayın. Hayvan hadis-i serife riayet ediyor. Bulmuş tavuk gibi bir kolay hedefi ne uçabildiği var, ne kaçabildiği gelir avlar tabii. Uçamıyorsun ama ne hikmetse hala kanadın var tavuk efendi, bir sorgula bakalım atalarını evrim niye kullanmadığınız bu kanatları yok etmedi hâlâ. Belki de bir tavuk kafasını çalıştırıp evrimi çürütebilir ve paraları cukkalayıp dünyanın en zengin tavuğu olabilir bir anda. Ama yapamaz niye çünkü tavuklar okumayı bilmez.

Atgillerden zebralar niçin binek hayvanı olarak kullanılmıyor, çünkü evcilleştirilmeleri çok zor tam evcilleştirdim dersin gelir ısırır valla. Bu hayvanların niçin bazıları evcilleştirilebilirken, bazıları daha huysuz daha vahşi ya da daha ürkek.

Sevgilim. Bizimki bir aşk hikayesi. Üsküdar sahilinde vapurları ve martıları seyrederken demli bir çay içmek gibi. İşte bir karabatak birden bire denizin içine daldı. Birazdan ağzında bir balıkla yüzeye çıkacak. Bunlarda olta ucu gibi gaga var iki gözüm. İstanbul bizim sevdamız bilirsin. Bayrak gibi taşıyorum göğsümde aşkını. Türkçem benim ses bayrağım. Sen konuşurken dağda kuzular meliyor. Gözlerin bir sokak lambası gibi içimdeki karanlığı aydınlatırken, saç maşasının fişini otobüsteki prize takip, araçtaki bütün elektrik sistemini çökerten o kadın gibi, masumane ama tehlikeli ve sonu umduğum gibi bitmeyecek bir yolculuğa çıkmışım gibi hissediyorum. Kandil simidine benzettim gülüşünü.  Biliyor musun canımın içi dünya üzerinde sadece Antartika'da hiç yılan yaşamıyor. Ama bu tutup da antartika'ya göçmek istediğim anlamına gelmesin. Çünkü bilirsin ben yılandan değil yalandan korkarım. Peki sen sivrisineklerin her yıl bir milyondan fazla insan öldürdüğünü biliyor musun. Sivrisineklerin hiç bir faydası yok diyorlar ama zararı var hahaha, zararı için yaratılmış olamazlar mı. Sevgilim her şeyden nasıl da ibret alıyorum görüyorsun değil mi. Yedi 24 ibret is loading durumdayım. Anadolu parsları bile insanları tanıdı.

Gündüz gözüyle dolaşıp da kendilerini yem etmemek için gece çıkıyorlar piyasaya. Tıpkı aşkımızı kem gözlere yedirmemek için bir sır gibi saklamam gibi.

Sevgilim biz ameliyathanede bone takıyoruz başımıza..hiç sevmiyorum çünkü sıcak oluyor, hem de saçım bozuluyor. Sterilizasyona çok önem veriliyor. Mesela siyah poşetler var, onları bile sterilizasyona gönderiyoruz. Bazısı kendine özel bone alıyor, üstünde kuru kafa resimleri, ayıcık ya da K.Atatürk imzası olan boneler. ama bir de onları yıkamak lazım. Hem bir de boneye mi para vereyim. Ne saçma. Bazen sterilizasyonu bozacak şeyler yapıyorum yanlışlıkla mesela makineyi değdirmemem gereken bir yere değdiriyorum, normalde oranın değiştirilmesi gerekir ama bakıyorum kimse görmedi, hiç çaktırmıyorum, sterilizasyonu bozuk yerde ameliyata devam ediyor enayiler. Şarj aletimi evde unutmuşum, kime sorsam yanımda yok ya da kendi telefonumu taktım diyor. Allah'ım şarj aletini unutmak ne kadar fena bir şey. Birazdan çıkacağım, sabah biraz yoğundu ama şu an sakin. Kedim sekiz tane yavruladı, sadece altısı yaşadı. Hepsini kendim doğurttum, plasentalarını kendim kestim, kendim yıkayıp kuruttum. Hiç birinin plasentasını yedirmedim, hayvana faydası var diyorlar tamam doğru ama olsun bunlar bazen yavrusunu da yiyor. Bir tane vardı öyle,  baktım ölen yavrusunu yemiş sadece kafası kalmış yavrunun, orda karar aldım, ete alıştırmamak lazım çok. O yüzden yedirmedim plasentaları, düşünsene 8 tane plasenta, hayvan et manyağı olur. Bir daha nerden bulacağım ona plasentayı.

Kaçak Çay: ben eskiden hep kaçak çay içerdim. Şimdi Türk çayı içmeye başladım ama bir değişiklik olsun diye değil. Bana çay olsun da. Yemek de seçmem ben. Mesela kapuska çıkınca hastanede tepki gösterenler oluyor, ben seviyorum valla, pırasa da severim, aslında ben bitkisel daha çok seviyorum. Bir ara hakkari'deydim. servet amca vardı. Beni çok severdi, Şemdinli tütünü ikram ederdi, o zaman sigara içiyordum,çok güzeldi o tütün, bana burada kal dedi torunlarından birini bana verecekti, ben kabul etmedim tayin isteyip gittim. Define haritaları vardı. Devlete bildiriyordu yerlerini. Bazen internette altın arama videolarına bakıyorum. Ben zaten her şeye bakarım. Mesela atmaca nasıl tuzağa düşürülür bilirim, öğrendim yani. İsteyene öğretebilirim. Hesap numarama 1000 dolar yatırmanız yeterli.

Sinan hoca:
Urfada yaşayanlar bilir. şehrin içinde alageyiğiyle dolaşan ak bıyıklı bilge bir kişi yaşar. Sinan hoca namıyla anılır. Urfa halkı çok sever kendisini. Söylediği her sözün çilesini çekmiştir. İki sene kadar önce ben de bağlandım ona. Sonra Mahmut ve cengiz de bağlandı. Cengiz, Sinan hocaya bağlandıktan sonra bayağı uslandı hatta. 
Şu an Türkiye'de hatırı sayılır sayıda Sinan hocacı var. O ve alageyiği bir bütün gibidir. Her yere alageyiğinin sırtında gider, kimseyi kırmaz, zekice nükteleriyle herkesi gülümsetir. Fakir fukara dostudur. Onun hakkında bir çok efsane üretilmiştir. Bunlardan birisi bir gün ders anlattığı sırada bulunduğu okulun avarlıların saldırısına uğradığıdır. Çok iyi tebeşir kullanan Sinan hoca, fırlattığı tebeşirlerle pek çok avarlının canını alsa da kalabalık avar ordusu karşısında fazla bir şey yapamaz.. öldü sanılarak bırakılır. Onu şimdilerde hiç sırtından inmediği bir alageyik bulur. Geyik onun yaralarını yalayarak iyileştirir. Aylarca alageyiğin sütüyle beslenir Sinan, bu süt ona o kadar iyi gelir ki gittikçe gençleşir..hatta o kadar gençleşir ki süt dişleri yeniden çıkar. Ufacık dişli kocaman bir adam olur. Bir tek bıyığındaki aklar aynen kalır. Sabahtan akşama kadar big babol sakızı çiğneyen, Urfa halkı için bir efsane haline gelip adı şehir sınırlarını aşan Sinan hocayı, Urfa taraflarına yolunuz düşende mutlaka ziyaret edin. Bundan çok memnun kalacaksınız.